11 Ağustos 2009 Salı

YEŞİLLERDEN EKOLOJİK KÜRT AÇILIMI:

YEŞİLLER PARTİSİ YAPTIĞI BASIN AÇIKLAMASINDA MAYINLI ARAZİLER SORUNUNA DEĞİNDİ. MAYINLI ARAZİLERİN EN KISA ZAMANDA TEMİZLENMESİ, BU BÖLGELERİN BÖLGE İNSANINA PAYLAŞTIRILMASI VE ORGANİK TARIMIN TEŞVİK EDİLMESİ İSTENDİ.

SAVAŞIN YARATTIĞI EKOLOJİK YIKIMIN KAPSAMLI VE SOMUT BİR PLANLA EN KISA ZAMANDA TELAFİ EDİLMESİ KÜRT SORUNUNA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ARASINDA YER ALDI. PARTİNİN ÖNERİLERİ ARASINDA VATANDAŞLIK TANIMININ DEĞİŞTİRİLMESİ VE TUTUKLU ÇOCUKLAR SORUNU DA YER ALIYOR..

28 Mayıs 2009 Perşembe

No More Dilemmas!


Hayatım seçim yapmakla geçiyormuş onu farkettim. Habire bir zorlanma durumu var benim açımdan. Çünkü ben kararsız bir insanım. İnsan karşısına çıkan fırsatlar için "Keşke bir tanesi gerçekten kötü olsa" der mi? Ben derim. Çünkü o anda benim beynimi kurcalayan ve paniğe sürükleyen bir karar verme zorunluluğu var. Bu iş fırsatları için böyleyken özel hayat için farklı olmuyor. Bir anda gelen talepler insanı şaşkına çevirirken karar verme zorunluluğu da paniğe sürüklüyor. Bu yüzden uykuları kaçıyor, "Keşke bunların hiçbiri olmasaydı, bu seçeneklerin hiçbiri karşıma çıkmasaydı" diyor. Ben öyle oluyorum. Bu sorun için geliştirdiğim saçma sapan çözüm nedir peki: eylemsizlik. Hiçbir yönde adım atmayınca o seçeneklerin hepsi bir bir kayboluyor ve siz de eliniz boş , içinizde bir sıkıntı kalakalıyorsunuz. Ama bir yandan da garip bir huzur var: Artık karar vermek zorunda olmamanın yarattığı iç huzuru. No more Dilemmas!
Sırf bu yüzden bazen yatılı okul çocuklarına, askerlere çok özeniyorum. Çünkü onlar karar veren değil uygulayanlar ve düşnmüyorlar. İşte insanlıktan çıkıldığı nokta. Hani derler ya insan seçimleriyle var olur diye, sanırım benim varlığım bana bazı zamanlarda ağır geliyor. O kadar ağırlaşıyorki, o his içime çöktüğünde bakkala gitsem bir sakız almaya, ve adam bana "Hangisini istiyorsunuz?" diye sorsa, adamın omzuna yaslanıp hüngür hüngür ağlayasım olur. Birtek ben mi böyle insanlıktan çıktım yoksa bombardıman halinde seçenekler yağmuruna tutulan günümüz insanının genel bir kafa karışıklığımıdır bu bilemedim. Bir gerçek var ki içimi çok sıkan, beynimin odağını kaydıran, midemi bulandıran bir hissiyat bu. Fakat buradan apolitik gençlik davasına atıf yapmadan yazıyı bitirmem gerektiğinin de farkındayım. Şimdi gel de Orhan Baba'nın şarkı sözlerine hayran olma "Bence sen de haklısın". Conformist olmaya son 20 saniye!

26 Mayıs 2009 Salı

Değişen Bendim

Çok uzun zamandır yazmadım ben buralara. Yazmayı da pek düşünmüyordum artık. Çok samimiyetsiz ve özel hayatı katledici tarzda bir iş yapıyormuşum gibi geliyordu. Netekim bu ikinci dediğim doğru. Birincisi yazana bağlı bir değişkenken ikincisi net ortamının paylaşım ve birbirini gözetleme-gözetlenme sorunsalına dayanıyor. Evde kendi günlüklerimize yazabileceğimiz şeyleri şimdi "blog"larımıza yazıyoruz. Sanki içten içe günlüklerimizi gizlerken okutmak istermiş gibi.
Sonuçta değişerek dönen benim. İnsan hergün değişir ama benim günlerim üstüste bindiği ve değişmek için çok zorlandığım ve kendimi zorladığım için benimki biraz radikal olmuş olabilir. Üstteki yazılarımın hiçbirini silmedim zira onlar benim değişimimin kanıtı olacaklar.
Neyse, gündemi takip etmek gerekirse, benim gündemim mayın tarlasına döndü. Memleketteki mayın tarlaları sorunsalına el atmak nasıl oldu da gündeme gelebildi bilemedim ama gelmesi gözümde parıltıların belirmesine neden oldu kesinlikle.
İnsanlar için hayati öneme sahip olan bir konu yine çekişme ve muhalefet konusu oldu. Öyleki mayınları çıkarmayı boşverin; derdimiz sonrasında yaşanacaklar, o topraklarla yapılacaklar sorunsalına dönüştü gibi gözüküyor. Yani yağmurdan kaçıp doluya tutuluyoruz. Mevzu bahis olan arazideki mayınların çıkarılması işi ecnebi ülkelere verilecek diye bir yaygara koptu ki zaten bu konu gündeme getirilirken sanki bu istenmiş gibi bir hissiyat oluştu bende. Zira AKP'nin ileri gelenlerinden bir takım şahsiyetler çıkıp TSK'nın bu işi yapmak için önceden el attığını, teçhizatının ve meclisten çıkan ödeneğe rağmen parasının yetmediğini söyleyip çekildiğini açıkladı. Muhtemelen doğrudur. Niye yalan olsun. Bu durum muhtemelen mayınları döşeyenlerin işine gelmez. Böyle bir tabloda TSK ve muhalefete şöyle birşey diyebiliriz: "Mayınları silahlı kuvvetleri veya herhangi başka bir ulusal şirket temizleyemiyor diye, bu işi ecnebi şirketlere vermeyelim de ordaki millet cehennem azabı yaşamaya devam mı etsin?" Görünen tablo karşısında benim zihnimde beliren ilk soru işareti bu oldu. Fakat hemen ardından yeni bir soru işaretinin ucuna takılı kaldım "Uluslararası çapta bu kadar güçlü olduğu belirtilen, ülkede elde edilen gelirden büyük pay sahibi olabilen TSK, nasıl olur da mayın temizleme konusunda bu kadar yetersiz olabilir?" Yanlış anlaşılmasın bu soruyu içtenlikle ve gerçekten safiyane bir tavırla soruyorum. Amacım TSK' ya sokuşturmak falan da değil. Hepimizin üzerine az çok düşündüğümüz ya da bir şekilde birilerinin görüşleri doğrultusunda direkt benimsediğimiz yargılar geliştirdiğimiz bir konu bu. Ama birçoğumuz her zaman olduğu gibi ayrıntılarla bulandırılan zihinlerimizde özü kaçırıyoruz. "Öz" kelimesini tanıdığım herkese kaç kez tekrarlıyorum günde hatırlayamıyorum. Ama gündem takip etmek, zamanı yakalamaya çalışmak gibi bir kaygıya kapılacağımıza zamanı biraz kendimize uydursakta öz'ün üzerine düşünsek ne güzel olurdu. Biz beklersek zaman da bekler.