9 Haziran 2007 Cumartesi

Tatilleşmek


Evet. Yakın tarihte tatile gidip, tatilleşmek istiyorum. Evet, buna gerçekten ihtiyaç duymaya başladım, her halimden belli oluyor : Bülent Ortaçgil albümlerini ortalığa çıkarmamdan, Albrecht Aldorfer amcamın masaüstünde yer alan şahane İskender'in Pers Kralıyla olan savaşını resmenden tabloyu , sade bir Gümüşlük resmiyle değiştirmemden, salataları görünce ağzımın suyu akıp, sıcak yemekler görünce fenalık geçrimemden, boğazın kenarından her geçişimde "evet denize atlayacağım ama acaba ne kadar soyunsam, kotu çıkarsam yeter mi?" diye düşünmemden... Her şeklide belli oluyor... Evet itiraf ediyorum, tatilleşmeye başladım.

Fakat tatileşmek insana mutluluk veren bir süreç olmasının yanı sıra içinde birçok zararlı yan etki de getiriyor .Gündüz düşleri olsun, yapıcağın işi dalga geçme suretiyle yapamam olsun. Mesela, an itibariyle iki adet proje hazırlamam ve biri yazılı biri sözlü olmak üzere iki adet sınava hazırlanmam gerekiyor fakat gelin görün ki ben gelmiş burda akıllı insanlar tarafından , her aklına gelen bişeyler yazsın diye oluşturulmuş bir sayfaya abuk subuk şeyler yazıyorum. Durumumdan şikayetçi miyim? Bilemiyorum. Bu ayaklarınız üşüsede bir türlü gidip terliğinizi giyememeniz gibi birşey. Tek bir hareket gereklidir fakat içinizde ki tembel onu yapmaya hiç de niyetli değildir. İşte tam da böyle birşey. Gel gör ki bu tembellik benim tatilimin katili olma yolunda emin adımlarla ilerliyor ve ben önüne geçemiyorum. Çok garip.. Bu benim şu anda yaptığım aylaklık, hepimizin çoğu zaman yaptığı birşey. İnsana feci rahatsızlık veren birşey. Biliyorsunuz ki o ödevi ,işi , herneyse o şeyi yaparsanız içiniz huzur bulacak, uykularınız kaçmayacak, bir bakıma mutlu olacaksınız. ÖSS'ye çalıştığım dönemde keşfettiğim birşey bu. O gün bir hedef koyarsanız (ki tabiki makul birşeyler olmalı) ve onu gerçekleştirebilirseniz, tarif edilemez bir iç huzur hissediyorsunuz .(vay be ne kadar da güçlüyüm, kararlıyım, süperim gibi.) Fakat yapmadığınız sürece o iş sizi kemiriyor. O işi yapmak yerine yaptığınız onca şey (TV seyretmek , cips manyağı olmak , delirmek , kudurmak) sizi bir türlü mutlu etmiyor. Alında etmeyeceğini biliyorsunuz fakat genede yapıyorsunuz. Tamda benim şu anda yaptığım gibi. Lakin beynimin sorumuluklarımı hatırlatan kısmı kımıl kımıl kımıldamaya başladı. Yazı aniden biterse nedeni çılgınlar gibi evi toparlamaya başlamam olacak sanırım...


Gideceğim yer ,yukarıda resmi görülen yer. Huzur mekanı. Kendimi anlamakta güçlük çekiyorum. Huzur mu istiyorum kargaşa mı? Sanırım birazcık huzur bulmayı istiyorum. Fakat dış mekanın huzuru benim içimi de serinletir mi? Umarım serinletir. Kendimi biraz dinlersem, sanırım daha huzurlu olacağım.


Garip bir his... Bazen inanılmaz bir şevkle yazmak istiyorum. Hatta gözümün önüne bilgisayarının önüne oturmuş harıl harıl yazan bir kız geliyor. Fakat aklımdan gelenleri, süzemiyorum, tartamıyorum, biçimlendirip yazamıyorum. Eline gitarı alıp, sonra kendi sesini beğenmeyince şaşırmak ve hayal kırıklığıyla gitarı elinden bırakmak gibi... Şimdi olduğu gibi... Kendime olan inancımın azalmasının bir nedeni, aşağılanmışlık duygusu... Şu an itibariyle hissetmek istemiyorum sanırım. Ve belki de bu yüzden (kesinlikle bu yüzden) şu cümlenin sonuna en çok yakışacak şey güzel siyah bir nokta olacak.

Hiç yorum yok: